İran’da Safran Kilosu Ne Kadar? Kayseri’den Başlayan Bir İç Yolculuk
Serveradmin olarak bu yazımızda “Safranbolu safranın kilosu ne kadardır” konusunu masaya yatırıyoruz. Keyifli okumalar!
Bir akşamın sessizliği ve kafamın içindeki sorular
Kayseri’de akşamlar bazen insanın üzerine ağır bir battaniye gibi çöküyor. Sokaktan geçen arabaların sesi bile sanki daha uzak, daha yavaş geliyor. O gün de öyleydi. Penceremin kenarına oturmuş, elimde telefon, ekrana boş boş bakıyordum. İçimde tarif etmesi zor bir huzursuzluk vardı.
Bir süredir kafama takılan tek bir soru vardı: “İran’da safran kilosu ne kadar?”
Bunu neden bu kadar düşündüğümü bile tam bilmiyordum. Belki merak, belki de hayatımda bir şeylerin eksik olduğunu hissettiğim için bir “anlam” arayışıydı. 25 yaşındayım. Ne tam çocuktum ne de gerçekten yetişkin gibi hissediyordum. Günlüklerime yazdıklarım bile bazen bana yabancı geliyordu.
O gün defterimi açtım. Kalem elimdeydi ama yazmak yerine uzun uzun düşündüm. Safran… İran… Kayseri… Hepsi zihnimde birbirine karışıyordu.
Safranın kokusu, uzak bir ülkenin hayali
Safran kelimesini ilk kez annemden duymuştum. Yemeklere çok az koyardı çünkü “çok pahalıdır” derdi. O zamanlar bunun ne kadar pahalı olabileceğini anlamazdım. Baharat işte, ne kadar pahalı olabilirdi ki?
Ama büyüdükçe bazı kelimelerin sadece kelime olmadığını öğrendim. Safran da öyleydi. Bir gramı bile emekti, sabırdı, güneşti, topraktı.
Sonra bir gün internetten bakarken karşıma yine aynı soru çıktı:
İran’da safran kilosu ne kadar?
O an garip bir his geldi. Sanki bu soru sadece bir fiyat öğrenme meselesi değil de, başka bir kapının anahtarıydı. İran… Zihnimde kızıl topraklar, geniş tarlalar, sabahın erken saatlerinde eğilmiş insanlar canlandı. Safranın her bir telinin tek tek toplandığını düşündüm. Ve içim bir anda ağırlaştı.
Çünkü emek görüyordum.
Kayseri’den İran’a uzanan düşünceler
Kayseri’de büyümek bana sabrı öğretti. Ama aynı zamanda beklemeyi de… Çok beklemeyi.
Bir kahve içerken bile bazen dalıp gidiyorum. İnsanların hayatları, seçimleri, gidiş yolları… Hepsi zihnimde sürekli dönüyor.
O gün kendime şunu itiraf ettim: Ben aslında İran’daki safranı değil, hayatın kendisinin değerini anlamaya çalışıyordum.
Ama yine de merakım bitmedi.
Telefonu elime aldım ve tekrar yazdım: “İran’da safran kilosu ne kadar?”
Rakamlar çıktı karşıma. Çok yüksek bir fiyat. Öyle böyle değil… Bir an durdum. Ekrana baktım ve içimden geçen tek şey şu oldu: “Demek emek böyle bir şey.”
O an hayal kırıklığı mı hissettim, yoksa hayranlık mı bilmiyorum. İkisi birbirine karıştı.
Bir günlüğün sayfasına düşen gerçekler
Defterimi açtım ve yazmaya başladım:
“Bugün İran’da safran kilosunun ne kadar olduğunu öğrendim. Ve nedense bu bilgi beni üzmedi ama huzurlu da yapmadı. Sanki hayatın gerçek ağırlığını biraz daha hissettim.”
Kalem durmadı.
Kayseri’deki odam, dışarıdaki sessizlik, içimdeki kalabalık… Hepsi aynı sayfaya doldu.
Bazen düşünüyorum da, insan en çok ne zaman büyüyor? Para kazandığında mı, yoksa bazı şeylerin gerçekten ne kadar emek istediğini anladığında mı?
Safran bana ikinciyi öğretti.
Bir pazarlık değil, bir hayat meselesi
Bir gün çarşıya çıktım. Kayseri’nin eski çarşılarından biri… Baharat kokuları birbirine karışmıştı. Kimyon, pul biber, nane… Ama benim gözüm hep küçük kırmızı taneleri arıyordu.
Bir dükkâna girdim. Yaşlı bir adam vardı. Rafların arasında ağır ağır hareket ediyordu.
“Safran var mı?” diye sordum.
Adam bana baktı. Gülümsedi.
“Var ama az,” dedi.
Küçük bir kavanoz çıkardı. İçindeki safran öyle sıradan bir şey gibi durmuyordu. Sanki altın gibi.
“Bunun değeri ne kadar?” diye sordum.
Adam direkt fiyat söylemedi. Sadece şunu dedi:
“Evlat, bunun değeri İran’dan gelir.”
O an tekrar aklıma geldi: İran’da safran kilosu ne kadar?
Ama bu kez soru rakamdan çok daha fazlasıydı. Bir emeğin, bir yolculuğun, bir sabrın karşılığıydı.
Hayal kırıklığı ve küçük bir umut
Dükkândan çıktığımda içimde garip bir boşluk vardı. Hayal kırıklığı diyebilirim. Çünkü bazı şeyler gerçekten ulaşılmaz gibi gelmişti. Ama aynı zamanda küçük bir umut da vardı.
Belki de mesele sahip olmak değil, anlamaktı.
Kayseri’nin soğuğunda yürürken kendi kendime şunu söyledim:
“Ben bu hayatı sadece yaşamak istemiyorum. Anlamak da istiyorum.”
Bu cümle içimde yankılandı.
Safranın bana öğrettiği şey
Eve döndüğümde tekrar yazdım. Bu kez daha net hissediyordum.
Safran bana şunu öğretti: Değer, her zaman gözle görülen bir şey değil. Bazen bir çiçeğin sabah erken saatlerde toplanmasında, bazen bir ülkenin topraklarında, bazen de bir insanın içinde saklı oluyor.
İran’da safran kilosu ne kadar? sorusu artık sadece bir fiyat sorusu değildi benim için. Bir yaşam sorusuna dönüşmüştü.
İçimde büyüyen sessiz değişim
Günler geçti. Ama o soru içimde kalmaya devam etti.
Arkadaşlarımla otururken bile bazen aklım başka yerde oluyordu. Onlar gelecek planlarından bahsederken ben safranı düşünüyordum. Garip gelebilir ama beni değiştiren şey büyük olaylar değil, küçük sorular oluyor hep.
Bir gece yine defterime yazdım:
“Belki de hayat, İran tarlalarında açan çiçeklerle Kayseri’deki odam arasında bir köprü kurmak.”
Bu cümleyi yazarken içimde bir şeylerin yumuşadığını hissettim. Hayal kırıklığım tamamen geçmedi ama daha taşınabilir hale geldi.
Sonra anladığım şey
Zamanla şunu fark ettim: İnsan bazı sorulara cevap bulmak için değil, değişmek için sorar.
Ben de öyle yapmışım.
İran’da safran kilosu ne kadar?
Bu soru bana sadece bir fiyat öğretmedi. Sabır öğretti. Emek öğretti. Ve en önemlisi, her şeyin bir karşılığı olduğunu ama o karşılığın her zaman parayla ölçülmediğini gösterdi.
Kayseri’de bir odada otururken İran’ı düşünmek artık garip gelmiyor. Aksine, insanın dünyayı zihninde büyütebilmesinin ne kadar güçlü bir şey olduğunu fark ediyorum.
Ve bazen sadece sessizce gülümsüyorum.